GMK Röportajlar #52: Burçak Beşlioğlu
GMK Röportajlar'ın 52. konuğu Burçak Beşlioğlu. Marka kimliği, ambalaj, kültür-sanat iletişimi ve sosyal etki projeleri üzerinde çalışan, üretimini kurucu ortağı olduğu Shu! bünyesinde sürdüren üyemizle tasarımlarını, mesleğin güncel sorunlarını ve yapay zekânın tasarıma etkilerini konuştuk.
- Yazar Admin, 25.10.2026
GMK Röportajlar dizisinin 52’ncisini Burçak Beşlioğlu’na ayırdık. Mesleğe başladığı yıllarda GMK’ya üye olan Beşlioğlu için tasarımda asıl mesele, bir fikrin mecrası ne olursa olsun kendine özgü görsel dilini bulmak. Tasarımın değerini yalnızca sonuçta değil, araştırma, deneme, eleme ve karar verme süreçlerinde de gördüğünü belirten tasarımcı, son dönemde marka kimlikleri, ambalaj, kültür-sanat iletişimi ve sosyal etki projeleri üzerinde çalışıyor. Üretimini, kurucu ortağı ve tasarım direktörü olduğu Shu! bünyesinde sürdüren üyemizle profesyonel pratiğini, mesleğin güncel sorunlarını ve yapay zekânın tasarıma etkilerini konuştuk.

Grafik tasarımcı olmaya nasıl karar verdiniz? Bize serüveninizden bahseder misiniz?
Grafik tasarımcı olmaya karar verdiğim tek bir an hatırlamıyorum. Sanırım önce görsel dünyayla ilişki kurdum, sonra bunun bir meslek olduğunu öğrendim. Mimar Sinan’da grafik tasarım eğitimi alırken reklam ajansında çalışmaya başladım. Okul bana bakmayı, sorgulamayı ve biçimin arkasındaki düşünceyi aramayı öğretti. Reklam dünyası ise fikirlerin gerçek hayatın kısıtları içinde nasıl üretildiğini. Yaklaşık 25 yıldır bu iki disiplinin kesişiminde çalışıyorum. Farklı ajanslar, markalar ve ekiplerden sonra bugün kendi ajansımda üretmeye devam ediyorum. Başlangıçta iyi tasarım yapmayı öğrenmeye çalışıyordum. Bugün daha çok, neyin tasarlanmaya değer olduğunu düşünüyorum.
Ekmek ve Gül: Kadın Hafızası Sofrası etkinliği için afiş tasarımları, 2026 (Göze Özeker Türk ile)
İletişim tasarımında ilgi duyduğunuz ya da çalıştığınız spesifik bir alan var mı?
Benim asıl ilgimi çeken, bir fikrin kendine özgü görsel dilini bulmak. Bu bazen bir marka kimliği, bazen afiş, ambalaj ya da kampanya olabiliyor. Mecra benim için başlangıç noktası değil. Özellikle tek bir görsel karardan bütün bir sistem kurulabilen işleri seviyorum. Bir tipografik hareketin ya da geometrik formun farklı mecralarda yeni anlamlar kazanması, tasarımın en heyecan verici taraflarından biri.
Sizce bir tasarımcının tasarım anlayışı ile müşterinin beklentileri veya kararları arasında nasıl bir denge olmalı?
Bence tasarım sürecinde tasarımcıyla müşteri birbirini ikna etmeye değil, birlikte daha doğru bir sonuca ulaşmaya çalışmalı. Müşteri kendi işini, sektörünü ve ihtiyaçlarını bilir. Tasarımcı ise bunlara başka bir açıdan bakabilme sorumluluğunu taşır. İki tarafın her zaman aynı fikirde olması gerekmiyor. Yaratıcı olanak bazen tam da o fikir ayrılığından doğuyor. Tasarımcının görevi müşterinin söylediğini estetikleştirmek değil; gerektiğinde itiraz etmek, alternatif önermek, hatta başlangıçtaki talebi yeniden tarif etmek.

Platoda Mola, kimlik tasarımı, 2026 (Göze Özeker Türk ile)
Bugüne dek yaptığınız işler arasında sizin için en önemli olanlar hangileri?
İşler arasında önem sıralaması yapmam zor. Çünkü bir projenin benim için değeri her zaman büyüklüğüyle, bütçesiyle ya da aldığı ödülle ilişkili değil. Elbette büyük markalar için yaptığım, geniş kitlelere ulaşan işler mesleki yolculuğumun önemli parçaları. Ama bazen bir şehrin ya da küçük bir işletmenin logosunu tasarlamak çok daha önemli olabiliyor. Benim için önemli işler, bittikten sonra da bende bir şey bırakmaya devam edenler. Yeni bir bakış açısı kazandıran, alışkanlıklarımı sorgulatan ya da tasarımın gerçek hayatta bir karşılığı olduğunu hissettiren projeler. Bu yüzden tek tek işlerden çok, farklı dönemlerde beni başka bir tasarımcıya dönüştüren işleri önemsiyorum.

Yeni Metin Festivali için afiş tasarımları, 2022 (Göze Özeker Türk ile)
Bugüne dek sizi en fazla etkileyen tasarım hangisi ve neden?
Tek bir tasarım seçmek zor. Daha çok, tasarıma bakışımı ve görsel düşünme biçimimi etkileyen isimler var. İhap Hulusi ve Yurdaer Altıntaş bunların başında geliyor. İhap Hulusi’nin işlerinde beni hâlâ etkileyen şey, bir görüntüyü çok az öğeyle çok güçlü biçimde anlatabilmesi. İllüstrasyon, kompozisyon ve fikir birbirinden ayrılmıyor. Yurdaer Altıntaş’ın afişlerinde ise müthiş bir görsel zekâ var. Mizahı, ironiyi ve düşünsel derinliği tek bir görsel müdahaleyle ortaya koyabilmesi benim için çok özel.
Saul Bass’ın sinema için yaptıklarını da çok etkileyici buluyorum. Yaşadığı dönemin alışkanlıklarını grafik tasarım diliyle altüst etmesi muazzam. Özellikle The Man with the Golden Arm ve Vertigo jenerikleri… Filmin hikâyesini anlatmadan, birkaç grafik hareketle onun psikolojisini kurabilmesi olağanüstü. Grafik tasarımı filmin öncesinde yer alan bir unsur olmaktan çıkarıp sinemasal anlatının bir parçasına dönüştürüyor.
Paula Scher’in The Public Theater için yarattığı görsel dili çok seviyorum. Tasarımlarıyla tiyatronun üst segment algısını kırması; ölçek, ritim ve tipografiyle bir kurumun kimliğini oluşturması; üstelik bunu yıllarca canlı tutabilmesi çok etkileyici.
David Carson ise bambaşka bir yerde duruyor. İşlerinde tipografi okunurluğunu sınırlarına kadar zorlaması, bazen o sınırı bilerek aşması ilgimi çekiyor. Her kararına katılmak gerekmiyor ama tasarımın yalnızca bilgiyi düzenlemek değil, okuma deneyimini de tasarlamak olduğunu çok güçlü biçimde hatırlatıyor. Aslında bu isimlerin ortak bir estetik dili yok. Hatta birbirlerine oldukça uzaklar. Beni etkileyen de tam olarak bu: her birinin grafik tasarımın sınırlarını kendi yöntemiyle değiştirmiş olması.
Perge Brasserie 93, ambalaj tasarımları, 2026
Yaşadığınız şehrin tasarımlarınızı etkilediğini düşünüyor musunuz?
Kesinlikle. Ama bir şehrin etkisini yalnızca mimarisine, renklerine ya da görsel motiflerine indirgemiyorum. Şehir insana bir ritim ve görsel hafıza kazandırıyor. Sokaktaki tipografi, tabelalar, insanların kamusal alanı kullanma biçimleri, gündelik hayatın kendiliğinden oluşan estetiği... Hepsi farkında olmadan birikiyor. İstanbul gibi çok katmanlı ve çelişkili bir şehirde bu daha da belirgin. Aynı sokakta birbirinden tamamen farklı dönemler ve görsel dillerle karşılaşabiliyorsunuz. Bence bir tasarımcı için şehir, sürekli değişen bir araştırma alanı. İyi bir görsel arşiv oluşturmak için bazen bilgisayarı kapatıp sokağa çıkmak gerekiyor.

Gabriel'in Düşü oyunu için afiş tasarımları, 2021 (Göze Özeker Türk ile)
Bugüne dek işlerinizde telif sorunlarıyla karşılaştınız mı? Tasarım alanında dikkatinizi çeken ya da öncelikli gördüğünüz benzeri sorunlar nelerdir?
Telif meselesini yalnızca bir işin izinsiz kullanılması üzerinden değerlendirmiyorum. Daha temel bir sorun var: tasarımın hâlâ çoğu zaman düşünsel bir üretim olarak değil, teslim edilen bir görsel dosya olarak algılanması. Oysa tasarımın değeri yalnızca son çıktıda değil; araştırmada, denemede, elemede ve o sonuca ulaşana kadar verilen kararlarda. Bugün buna yapay zekâ ile üretilen içeriklerin kaynakları ve referansla taklit arasındaki sınır gibi yeni tartışmalar da eklendi. Kullanım haklarının, emeğin karşılığının ve yaratıcı katkının en baştan açıkça tanımlanması gerektiğini düşünüyorum. Bir tasarımın kolayca çoğaltılabiliyor olması, kolayca üretildiği anlamına gelmiyor.

Sen Ne Güzeldin Aşkımızın Şehri oyunu için afiş tasarımları, 2026 (Göze Özeker Türk ile)
İletişim tasarımı alanındaki güncel işleri takip ediyor musunuz? İlgiyle takip ettiğiniz tasarımcılar ve projeler var mı?
Elbette. Ama yalnızca grafik tasarım dünyasını takip etmek bana yeterli gelmiyor. Sanat, mimarlık, fotoğraf, sinema, özellikle moda ve tiyatro gibi farklı alanlardan besleniyorum. Sanatçı CANAN’ın mitolojiyle, masallarla ve kolektif hafızayla kurduğu ilişkiyi çok seviyorum. Yonca Karakaş’ın ise, üretimindeki titizlik, detaylara gösterdiği özen, kendine özgü görsel dünyası ve renk paleti çok etkileyici. Her ikisinin de yeni işlerini merakla bekliyorum.
Taner Ceylan’ın Olimpos’taki zeytinliğinden ilhamla, genç sanatçılarla birlikte gerçekleştirdiği Olimpos Sergileri’ni çok değerli buluyorum. Her sergide farklı bir tema etrafında kurulan ortak düşünce ve üretim alanı, ortaya çıkan işler kadar o işlerin oluşma sürecini de ilginç kılıyor.
Genç tasarımcıların işlerini de ilgiyle izliyorum. Henüz alışılmış profesyonel reflekslere teslim olmamış, deneysel ve beklenmedik işler üreten tasarımcılar özellikle ilgimi çekiyor.
Bugün görsel referansa ulaşmak belki de gereğinden fazla kolay. Herkesin aynı kaynaklara bakması, birbirine benzeyen işler üretilmesine neden olabiliyor. Bu yüzden yalnızca tasarım dünyasında neler yapıldığını değil, henüz nereye bakılmadığını da merak ediyorum.

Logo tasarımları: Zekids (2003), Minimal Yapı (2003), Mardin Valiliği (2007), Yapı Kredi Nuvo (2014), Dudu Lounge (2019), Pati 101 (2021), BuBu Creative Works (2021)

Zekids, kimlik tasarımı, 2003
Size göre iyi tasarım nedir?
İyi tasarımın güzel görünen tasarım olduğuna inanmıyorum. Ama estetiğin önemsiz olduğunu da düşünmüyorum. Bence iyi tasarım, neyi neden yaptığını bilen tasarım. Bir problemi çözebilir, alışılmış bir şeye başka açıdan bakmamızı sağlayabilir, bazen de hiç sorulmamış bir soruyu ortaya çıkarabilir. Mutlaka yüksek sesle konuşması gerekmiyor. Hatta en sevdiğim işler, en az şeyle en fazla anlamı kurabilenler. Bir de zamana dayanma meselesi var. Bugünün trendleriyle kusursuz biçimde örtüşen bir iş, yarın hiçbir şey söylemeyebilir. Benim için iyi tasarım, biçimiyle dikkat çeken ama fikriyle akılda kalan tasarım.

İki Bekar oyunu için afiş tasarımları, 2019
Son dönemde üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz var mı?
Son dönemde marka kimlikleri, ambalajlar, kültür-sanat iletişimi ve sosyal etki projeleri üzerinde çalışıyorum. Bu çeşitliliği seviyorum. Bir gün bir markanın tipografik sistemini düşünürken, başka bir gün bir tiyatro oyununun duygusunu üç afişe nasıl taşıyabileceğinizi araştırıyorsunuz. Bir yandan da tasarımın toplumsal meselelerle ilişki kurduğu projelere zaman ayırmaya devam ediyorum. Sanırım bugün beni motive eden şey, her yeni projede daha önce karşılaşmadığım bir problemle uğraşabilmek.
Tasarım dışında uğraştığınız alan(lar) var mı?
Ailemin küçük bir işletmesi var. Fırsat buldukça oraya gidip toprakla uğraşmayı, doğayı ve kendi alanım dışındaki insanları gözlemlemeyi seviyorum. Bazen hiçbir şey üretmeden sadece bakmak iyi geliyor. Başka Bir Hayat Diliyorum Derneği’nde ise tasarımı sokakta ve barınakta yaşayan hayvanlar için bir kaynağa dönüştürmeye çalışıyorum. Ürünler, kampanyalar ve iletişim projeleriyle onların yaşamlarını sürdürebilmelerine katkı sağlıyorum. Bir de genç tasarımcılarla deneyimlerimi paylaşmayı seviyorum. Bir süre sonra insan yalnızca ne ürettiğiyle değil, başkalarının ne üretmesine olanak sağladığıyla da ilgilenmeye başlıyor.

Clown Jam oyunu için afiş tasarımları, 2025 (Göze Özeker Türk ile)
Ne zamandır GMK üyesisiniz? GMK’nın çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
GMK’ya mesleğimin ilk yıllarında, henüz ajans hayatının başındayken üye oldum. GMK’yı Türkiye’deki grafik tasarım kültürünün önemli bir belleği olarak görüyorum. Özellikle Grafik Tasarım Sergilerinin yıllar içinde oluşturduğu arşiv çok kıymetli. Tasarımın yalnızca bugününü değil, farklı dönemlerde hangi sorulara nasıl cevap verdiğini de görebiliyoruz.
Bunun yanında meslek kuruluşlarının değişen üretim koşullarında telif, emek, eğitim ve mesleki etik gibi meseleleri daha fazla tartışmaya açmasını önemsiyorum. Bir mesleğin yalnızca iyi tasarımcılara değil, güçlü bir meslek kültürüne de ihtiyacı var.
Mesleğinizin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Grafik tasarımın geleceğinden çok, tasarımcının rolünün nasıl değişeceğiyle ilgileniyorum. Görsel üretim giderek kolaylaşıyor. Bunun hem özgürleştirici hem de zorlayıcı bir tarafı var. Araçlar değiştikçe bazı beceriler önemini kaybedecek, bazıları daha değerli hâle gelecek. Ama merakın, eleştirel düşünmenin, kültürel birikimin ve sezginin önemini koruyacağını düşünüyorum. Üretmenin kolaylaştığı bir dünyada, iyi karar vermek daha da zorlaşacak.

Kapımdaki Dedektif programı için afiş tasarımı, 2022 (İpek İkizoğlu ile)


Dokuz Oğuz dizisi için afiş tasarımları, 2023 (İpek İkizoğlu ile)
Günümüzde teknolojinin grafik tasarıma etkileri üzerine ne düşünüyorsunuz?
Teknoloji yalnızca üretim hızımızı değil, neyi mümkün gördüğümüzü de değiştiriyor. Yapay zekâ bunun en görünür örneği. Eskiden saatler süren bir görsel denemeyi bugün dakikalar içinde yapabiliyoruz. Ama bir görüntünün kolay üretilmesi, onun iyi bir fikir olduğu anlamına gelmiyor. Teknolojiyi reddetmenin de, ona gereğinden fazla hayran olmanın da tasarımcıyı sınırladığını düşünüyorum. Önemli olan aracı tanımak ama düşünme sorumluluğunu ona devretmemek. Prompt yazabilmekle yaratıcı düşünebilmek aynı şey değil. Teknoloji üretim biçimimizi değiştirebilir. Ama neden ürettiğimiz sorusunu ortadan kaldırmıyor.
Grafik tasarımın toplum üzerindeki etkisi ve tasarımcının sorumlulukları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Grafik tasarım yalnızca ticari iletişim üreten bir disiplin değil. Neyi gördüğümüzü, neyi normal kabul ettiğimizi ve hangi meseleleri konuşmaya değer bulduğumuzu da etkiliyor. Dolayısıyla tasarımcının sorumluluğu, yalnızca bir mesajı doğru iletmekle sınırlı değil. Hangi mesajın dolaşıma girmesine katkıda bulunduğumuz da önemli. Mesleki birikimimi hayvanların yaşam hakkı, kadınların güçlenmesi ve gençlerin fırsatlara erişimi gibi alanlarda kullanmayı önemsiyorum. Tasarım bu meseleleri tek başına çözemez ama onlara dikkat çekebilir ve insanları harekete geçirebilir.
Bir de mesleğin kendi içindeki sorumluluklarımız var. Genç tasarımcıların nasıl yetiştiği, hangi koşullarda çalıştığı, fikirlerinin ne kadar ciddiye alındığı da tasarım kültürünün bir parçası. Ajansımda gençlere alan açarken bunu özellikleönemsiyorum. Yeteneğin doğru şehirde, doğru çevrede ya da doğru bağlantılarla doğmadığını biliyorum.


Dilin Kemiği Var, sosyal afiş tasarımları, 2024 (Göze Özeker Türk ile)
Bugünkü siz, mesleğinin henüz başındaki size ne söyler?
Daha çok bak. Daha çok gez. Tasarım dışındaki dünyayla daha fazla ilgilen. Çünkü bir gün yaptığın işlerde en çok, tasarım hakkında öğrendiklerinden değil, hayat hakkındaki gözlemlerinden yararlanacaksın. Her fikrine âşık olma. Bazılarından vazgeçmeyi öğren. Ama gerçekten inandığın bir fikir varsa onu savunmaktan da çekinme. Ve iyi tasarımcı olmaya çalışırken, nasıl bir tasarımcı olmak istediğini unutma.