GMK Röportajlar #50: Dilara Şebnem Esendemir
GMK Röportajlar dizisinin 50. konuğu Dilara Şebnem Esendemir. Üyemizle, grafik tasarıma yönelme öyküsünü, kitap kapaklarından marka kimliği, halı ve obje tasarımına uzanan çalışmalarını ve tasarımın geleceğini konuştuk.
- Yazar Admin, 17.08.2026
GMK Röportajlar dizisinin 50. konuğu Dilara Şebnem Esendemir. Yaklaşık 10 yıldır GMK üyesi olan tasarımcı, çalışmalarını ortak kurucusu olduğu Sömestr Studio’da ve kendine özgür bir üretim alanı yaratmak amacıyla hayata geçirdiği Jun Objects’te sürdürüyor. Marka kimliği tasarımını görsel bir kimlik oluşturmakla sınırlamayan, markanın tüm temas noktalarını kapsayan bütüncül bir sistem olarak ele alan Esendemir, başka disiplinlerle çalışmaya önem veriyor. Farklı malzeme ve üretim tekniklerini deneyimlemenin tasarım pratiğini beslediğini ifade ediyor. Üyemizle, grafik tasarıma yönelme öyküsünü, kitap kapaklarından marka kimliği, halı ve obje tasarımına uzanan çalışmalarını ve tasarımın geleceğini konuştuk.

Grafik tasarımcı olmaya nasıl karar verdiniz?
Sanırım küçük yaşlardan beri hayatımın resim çizmekle ilgili olmasını istiyordum. Tabii o yaşlarda böyle bir bölümün varlığından bile haberdar değildim. Galiba beş yaşlarındaydım. Sağlık konusunda sorunlu bir dönem geçiriyordum ve kreşe ara vermem gerekmişti. Annem özel bir klinikte hemşireydi. Bu dönemde beni de yanında götürüyordu. Orada sıkılmamam için de bana resim defteri ve boyalar almıştı. Ben de işyerinin mutfağında oturur, tüm gün ne görürsem çizmeye çalışırdım.
Annemin yanında çalıştığı doktor benim yeteneğimi ve ilgimi keşfeden ilk insan olabilir. Bana kitaplardan resim ya da grafikler bulur, çikolata ambalajları çizmemi isterdi. Hatta giderek işi zorlaştırıp muayeneye gelen hastaların bekleme odasında otururkenki hâllerini çizmemi isterdi. Gün sonunda çizdiklerimi kontrol eder ve ödül olarak bana yeni boyalar ve defterler alırdı. Daha sonra bu, benim için bir kendini ifade etme biçimine dönüştü. Tüm boya çeşitlerini denemek isterdim. Dokulu kâğıtları daha o zamandan fark etmiştim. Israr kıyamet onlara sahip olmak istememle annemi bıktırırdım.
Sonra ortaokulda resim öğretmenimin yönlendirmesiyle Grafik Tasarım bölümünü keşfettim. Çünkü resimlerime ve çizimlerime tipografi eklemeyi, çizdiğim şeylerin en ince ayrıntısına kadar inmeyi severdim. Hatta bazen o ambalajlardaki tipografileri değiştirir, “Böyle olsa daha iyi” derdim. Meğer bilmeden kendi çapımda re-branding yapıyormuşum. Sanırım öğretmenimin de gördüğü buydu. Lisede ise hiç tereddüt etmeden Grafik Tasarım ve Fotoğrafçılık Bölümü’ne kaydoldum. Sonra da Marmara Üniversitesi Grafik Tasarım Bölümü’nde buldum kendimi. Hayatımın bu çizgide ilerlemiş olmasından son derece memnunum. Bizi yönlendiren ve içimizdeki potansiyeli keşfeden insanlar iyi ki varlar.
İletişim tasarımında ilgi duyduğunuz/çalıştığınız spesifik bir alan var mı?
En ilgi duyduğum alan marka kimliği tasarımı. Bir logodan daha fazlasını ifade ettiğini düşünüyorum. Bir markanın karakterini, hikâyesini, iletişim dilini ve tüm temas noktalarındaki deneyimi birlikte kurgulamak beni en heyecanlandıran süreç. Özellikle sıfırdan ele aldığım projelerde araştırma yapmayı, strateji oluşturmayı ve markanın görsel dünyasını adım adım inşa etmeyi çok seviyorum. Bir markanın zaman içinde büyümesini ve tasarladığımız sistemin yaşamaya devam ettiğini görmek de işimin en keyif aldığım taraflarından biri.

Open House İstanbul, festival kimliği tasarımı, 2026





Sizce bir tasarımcının tasarım anlayışı ile müşterinin beklentileri veya kararları arasında nasıl bir denge olmalı?
Bence iyi bir tasarımcı kendi estetik anlayışını tamamen dayatmamalı, ama ondan tamamen vazgeçmemeli de. Müşterinin ihtiyacını doğru analiz etmek gerekiyor. Sonuçta tasarım bizim için kişisel bir ifade biçimi olsa da müşteri için bir iletişim aracı. Bu dengeyi kurmak için araştırma yapmak, doğru soruları sormak ve güven ilişkisi kurmak gerekiyor. Tasarımcı olarak bizim görevimiz sadece bizden isteneni yapmak değil, marka için en doğru çözümü önerebilmek. Bence projelerin başarı şansını artıran en önemli şeylerden biri de tasarımcı egosunu bir kenara bırakıp yıllar içinde edindiğimiz bilgi ve deneyimi doğru şekilde aktarabilmek.
Bugüne dek yaptığınız işler arasında sizin için en önemli olanlar hangileri?
Açıkçası tek bir proje söylemem zor, çünkü her işin bana öğrettiği başka bir şey var. Bu yüzden benim için önemli üç dönemden bahsetmem daha iyi olur. İlk dönem kitap kapaklarıyla başladı diyebilirim. Çocukluğumdan beri annemin gazete kuponlarıyla aldığı ansiklopedileri, haritaları ve kitapları karıştırmaya bayılırdım. Aslında yazılardan çok görsellerle ilgilenirdim. Metin ile çizim arasındaki ilişkiyi incelemek, bir görselin hikâyeyi nasıl desteklediğini anlamaya çalışmak hep ilginç gelirdi. Bir süre sonra kitapçılarda vakit geçirmek en büyük hobim oldu. Kitapları elime alır, kapaklarını inceler, arka kapaklarını okur ve “Acaba bu hikâye neden böyle anlatılmış?” diye düşünürdüm. Sanırım kitap kapağı tasarlama isteğim de öyle oluştu. Daha sonra birkaç yayıneviyle çalışma fırsatı buldum. O dönem çok özeldi, çünkü her kitap bambaşka bir dünyaydı. Henüz okumadığım bir hikâyeyi tek bir kapakta anlatmaya çalışmak hem zor hem de inanılmaz keyifliydi. Bugün hâlâ bir kitapçıya girdiğimde tasarladığım kapakları raflarda görmek beni mutlu ediyor. Hatta artık o yayınevleriyle çalışmıyor olsam bile, tasarladığım kapak sistemlerinin ve serilerin aynı tasarım diliyle devam ettiğini görmek ayrı bir mutluluk. Sanırım bir tasarımcı için en güzel hislerden biri de bu: ortaya koyduğun tasarım dilinin, sen artık o projede olmasan bile yaşamaya ve gelişmeye devam etmesi.



Doğan Kitap, Kafka Kitap, Epsilon Yayınevleri için kitap kapağı tasarımları, 2017-2020
İkinci dönemi ise Sömestr Studio’da yaptığımız Pergusa projesiyle ilişkilendiriyorum. Kitap kapağı tasarladığım yıllarda da marka kimliği projeleri üretiyordum aslında. Ancak Sömestr'i kurduktan sonra bu işler daha bütüncül bir hâl aldı. Artık tek tek bir logo ya da ambalaja odaklanmaktan çıkıp bir sisteme geçmekten bahsediyorum. Bir müşterimizin bize sadece bir isim ve yaklaşık 50 üründen oluşan bir ürün gamıyla gelmesi ve her şeye açık olması müthişti. Resmen bir bomba bırakıp gitmişlerdi. Bu karmaşanın içinden çıkıp ürünlerin tüketici tarafından kolayca anlaşılacağı bir sistem kurmak ilk başta zor olsa da zamanla keyifli hâle geldi. Böylece markanın stratejisinden başlayarak görsel dilini, iletişimini, dijital deneyimini ve raflardaki performansını birlikte kurguladık. O yüzden işlerim arasında Pergusa’nın özel bir yeri var. 50 ürün, beş kategori ve sayısız ambalajla sıfırdan üstlendiğimiz ilk kapsamlı projelerden biriydi. Bir markanın henüz fikir aşamasından başlayıp kimliğini, ambalajlarını, desen sistemini, web sitesini ve iletişim dilini birlikte oluşturmak bizim için epey öğretici bir süreçti.

Pergusa, marka kimliği, ambalaj sistemi ve tasarımı, 2019




Üçüncü dönemi Jun Objects ile başlatabilirim. Uzun yıllar dijital ve basılı mecralarda çalışan biri olarak, tasarımın fiziksel bir objeye dönüşme sürecini merak etmeye başlamıştım. Aslında Jun'u kurma sebebim ticaretten çok kendime özgür bir üretim alanı yaratma ihtiyacıydı. İlk olarak tufting tekniğiyle halılar üretmeye başladım. Grafik tasarımın iki boyutlu dilini iplik, doku ve malzemeyle yeniden yorumlama fikri beni çok heyecanlandırdı. Bir deseni yalnızca görmek değil, ona dokunabilmek ve mekânın bir parçası hâline geldiğini görmek tasarıma bakışımı değiştirdi. Halıyla başlayan bu süreç zamanla seramiğe, tekstil ürünlerine ve farklı objelere yayıldı. Bugün Jun Objects sadece ürün ürettiğim bir marka değil; yeni malzemeleri, üretim tekniklerini ve fikirleri deneyebildiğim bir araştırma alanı. Aslında Sömestr’da geliştirdiğim tasarım düşüncesiyle Jun’daki üretim pratiği birbirini sürekli besliyor.

Jun Objects Halı Koleksiyonu, Pomodori ve Checkers Wave, 2021-2025

Jun Objects Ahşap Totem Serisi (Usta ağaç işleri ile), 2024

Jun Objects Giyim ve Aksesuar Koleksiyonu, 2024-2026

Jun Objects Yaşam Alanı Koleksiyonu, 2025-2026
Bugüne dek sizi en fazla etkileyen tasarım hangisi ve neden?
Bu soruya sadece grafik tasarım değil, tasarımın bütünü açısından cevap vermek isterim. Bu anlamda beni en etkileyen markalardan biri Camper. Elbette ürünlerini beğeniyorum; ama asıl ilgimi çeken yanı, markanın tasarım anlayışını farklı alanlarda koruyabilmesi ve değişen tasarım trendlerini kendi markalarına uyarlayabilmesi. Ürünlerinden mağaza tasarımlarına, kampanyalarından iletişim diline kadar her alanda kendine özgü bir karakter hissediyorsunuz. Hiçbir zaman fazla görünmeye ya da bağırmaya çalışmıyor, ama her zaman net bir kimliği var. Bence güçlü markalar tam da bunu başarıyor. Çünkü tasarım sadece güzel görünen bir obje üretmek değil, o markanın kimliğini her temas noktasında hissettirebilmek.
Yaşadığınız şehrin tasarımlarınızı etkilediğini düşünüyor musunuz?
Kesinlikle etkilediğini düşünüyorum. İstanbul çok yoğun, kaotik ve hızlı bir şehir. Bunun yanında inanılmaz bir üretim kültürüne sahip. Bir tasarımcı olarak ihtiyaç duyduğunuz neredeyse her malzemeye, ustaya ya da üreticiye ulaşabiliyorsunuz. Bunu oldukça besleyici buluyorum. Bir fikir aklıma geldiğinde onu kısa sürede farklı insanlarla konuşup geliştirebiliyor, bir prototipe dönüştürebiliyorum. Bence yaşadığımız şehir sadece estetik anlayışımızı değil, çalışma biçimimizi de şekillendiriyor. İstanbul’un bana en büyük katkısı da bu: farklı disiplinlerle buluşma ve üretimi sürekli canlı tutabilme imkânı.

Merkezsiz, marka kimliği, 2022



Bugüne dek işlerinizde telif sorunlarıyla karşılaştınız mı? Tasarım alanında dikkatinizi çeken ya da öncelikli gördüğünüz benzeri sorunlar nelerdir?
Bugüne kadar bizzat bir telif sorunu yaşamadım. Ama yeni bir projeye başlarken bu ihtimali gözeterek günlerce benzer işleri, rakipleri ve sektörü araştırıyorum. Bu bana ekstra bir iş yükü getiriyor, ama hem daha özgün çözümler üretmemi sağlıyor hem de benzerlik riskini en aza indiriyor. Fakat son yıllarda en çok dikkatimi çeken konulardan biri, esinlenme ile benzerlik arasındaki çizginin belirsizleşmiş olması. Sonuçta hepimiz daha önce üretilmiş işlerden besleniyoruz. Hiçbirimiz Amerika’yı yeniden keşfetmiyoruz. Tasarım tarihi boyunca birçok fikir farklı dönemlerde, farklı biçimlerde tekrar karşımıza çıktı ve bu da üretimin doğal bir parçası. Bence önemli olan, o referansları kendi süzgecinizden geçirip onlara yeni bir yorum katabilmek.

Teyit, marka kimliği, 2022 (Doğukan Karapınar ile)



İletişim tasarımı alanındaki güncel işleri takip ediyor musunuz? İlgiyle takip ettiğiniz tasarımcılar veya projeler var mı?
Evet, ilgiyle takip ettiğim tasarımcılar ve stüdyolar var. Bunların başında Verònica Fuerte geliyor. Barselona merkezli Hey Studio’nun kurucusu ve kreatif direktörü. Tasarım yaklaşımını, cesur ama sade görsel dilini ve marka kimliği, illüstrasyon, ürün ve iletişim tasarımını tek bir dil içinde sürdürebilmesini gerçekten takdir ediyorum. Ticari projeler üretirken aynı zamanda Hey Shop ile kendi tasarım ürünlerini de hayata geçirmesi bana oldukça ilham veriyor. Bir tasarım stüdyosunun sadece müşterileri için değil, kendi fikirleri için de üretmeye devam etmesini değerli buluyorum.

Demontha, marka kimliği, 2020 (Doğukan Karapınar ile)



Size göre iyi tasarım nedir?
Bence iyi tasarım, estetik, işlevsellik ve fikrin bir arada olduğu tasarımdır. Sadece güzel görünmesi ya da sadece işlevini yerine getirmesi tek başına yeterli değil. Bir problemi çözerken aynı zamanda insanda bir his bırakabilmeli ve tüketiciyle doğal bir bağ kurabilmeli. Ben tasarladığım işlerin yıllar sonra da eskimemesini önemsiyorum. Trendler elbette değişiyor ama iyi tasarımın, o değişimin içinde bile değerini koruyabilmesini amaçlıyorum.

Kafka Kitap, marka kimliği, 2020


Son dönemde üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz var mı?
Sömestr Studio tarafında farklı sektörlerden markalarla çalışıyoruz. Bunun yanında Jun Objects tarafında tekstilden seramiğe, ev objelerinden giyilebilir tasarımlara kadar farklı alanlarda yeni koleksiyonlar geliştiriyorum. Bir yandan da bu süreci paylaşmaya başladım. Geçtiğimiz aylarda GMK Sohbetler kapsamında Jun Objects’in ortaya çıkış sürecini ve üretim pratiğimi anlatma fırsatı buldum. Deneyimlerimi benzer merakı paylaşan tasarımcılarla konuşabilmek çok değerliydi.
Tasarım dışında uğraştığınız alanlar var mı?
İzlediğim dizi ve filmleri tekrar tekrar izlemeyi çok seviyorum. Çoğu insana garip geliyor ama bu yıllardır beni dinlendiren bir alışkanlık. Yeni bir şey keşfetmek yerine bildiğim bir dünyanın içine tekrar girmek bana iyi geliyor. Onun dışında aktif olarak Jun Objects ile ilgileniyorum. Gerçi o da dönüp dolaşıp yine tasarıma bağlanıyor. Sanırım bu dünyadan pek de kopamıyorum.

Assemblage Studios, marka kimliği, 2021 (Doğukan Karapınar ile)



Ne zamandır GMK üyesisiniz? GMK’nın çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Yaklaşık 10 yıldır GMK üyesiyim. GMK’nın en değerli yönü, tasarımcıları bir araya getiren bir paylaşım ortamı yaratması. Hepimiz günün sonunda kendi bilgisayarlarımızın başında çalışan insanlarız. Böyle buluşmalar hem deneyim paylaşımı hem de yeni insanlarla tanışmak açısından oldukça besleyici oluyor.

36. Grafik Tasarım Sergisi, sergi kimliği, 2017



Mesleğinizin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Bence mesleğimiz çokdisiplinli bir yapıya doğru ilerliyor. Artık sadece iyi bir grafik tasarımcı olmak yeterli değil. Farklı alanlara merak duymak, üretim süreçlerini anlamak, farklı disiplinlerden insanlarla birlikte çalışabilmek ve kendini sürekli geliştirebilmek çok daha önemli hâle geliyor. Ben de yıllardır bunu yapmaya çalışıyorum ve bunun tasarım pratiğimi ciddi anlamda beslediğini düşünüyorum.
Günümüzde teknolojinin grafik tasarıma etkileri üzerine ne düşünüyorsunuz?
Teknoloji işimizi kolaylaştıran ve hızlandıran önemli bir araç. Bize zaman kazandırıyor ve üretim süreçlerini daha verimli hâle getiriyor. Ama günün sonunda hangi fikrin doğru olduğuna karar vermek ve onu güçlü bir tasarıma dönüştürmek hâlâ tasarımcının sorumluluğunda.

Gramie, marka kimliği, 2018 (Doğukan Karapınar ile)



Grafik tasarımın toplum üzerindeki etkisi ve tasarımcının sorumlulukları
hakkında ne düşünüyorsunuz?
Grafik tasarım, insanların her gün farkında bile olmadan temas ettiği bir alan. Bu yüzden tasarımcı olarak verdiğimiz her kararın yaşamda bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Tasarımın sadece estetik değil, aynı zamanda doğru bilgi aktaran, anlaşılır ve dürüst iletişim kuran bir araç olması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle tasarımcının en önemli sorumluluğu sadece güzel görünen işler üretmek değil, mesajı en doğru şekilde aktarabilmek. Bunu yaparken etik değerlere bağlı kalmak, mümkün olduğunca çevreyi ve toplumu gözeten kararlar almak da bu sorumluluğun bir parçası. Tasarım her zaman büyük değişimler yaratmak zorunda değil; bazen daha bilinçli üretim yapmak ya da insanların hayatını kolaylaştıran küçük çözümler sunmak bile önemli bir katkı sağlayabiliyor.
Bugünkü siz, mesleğinin henüz başındaki size ne söyler?
Daha az kaygılan, daha çok üret ve merak etmeyi hiç bırakma!