GMK Röportajlar #46: Deniz Yıldırım
GMK Röportajlar’ın 46’ncısını üyemiz Deniz Yıldırım’la gerçekleştirdik. Çalışmaları mekânsal grafik tasarım alanında yoğunlaşan Yıldırım, üretimlerini ortak kurucusu olduğu Manuma Studio bünyesinde sürdürüyor. Ankara’da yaşayan tasarımcı, Konya’daki Velespit Müzesi için yaptığı çalışmayla geçtiğimiz 44. Grafik Tasarım Sergisi’nde Çevresel Grafik Tasarım dalında En İyi Ödülü’nü kazandı. Yıldırım’la, farklı ölçeklerdeki işleri, mimarlıktan grafik tasarıma uzanan yolculuğu ve mesleğin geleceğine dair bir sohbet gerçekleştirdik.
- Yazar Admin, 05.03.2026
GMK Röportajlar’ın 46’ncısını üyemiz Deniz Yıldırım’a ayırdık. Mimarlık yaparken rotasını grafik tasarıma kıran Yıldırım, yaptığı işi “mekânla temas eden grafik üretim” olarak tanımlıyor. Ankara’da yaşayan tasarımcı, ortağı Erbil Algan’la Konya'daki Velespit Müzesi için yaptıkları çalışmayla geçtiğimiz 44. Grafik Tasarım Sergisi’nde Çevresel Grafik Tasarım En İyi Ödülü’nü kazandı.
Çalışmalarını kurucu ortağı olduğu Manuma Studio’da sürdüren Yıldırım, grafik tasarımı mekân ölçeğinde ele aldığı projeler üzerinde yoğunlaşıyor. Beş yıldır GMK üyesi olan tasarımcı, grafik tasarım alanında telif bilincinin Türkiye’de henüz yeterince yerleşmediğini düşünüyor. Özellikle dava süreçlerinde işin teknik boyutunun yeterince anlaşılmadığını gözlemlediğini söyleyen Yıldırım, ilerleyen dönemde bilirkişilik eğitimi alarak bu alana katkı sunma fikrinin de aklında olduğunu ekliyor.
Yıldırım’la ilk kapsamlı kurumsal kimlik çalışması Mimarlığa Merhaba’dan Konya’da eski bir TEKEL deposunun dönüştürülmesiyle yeniden işlevlendirilen kültür-sanat mekânı Depo No. 4’e, Kadıköy Moda’daki İBB Turhan Selçuk Kültür Evi’nden kimlik tasarımını üstlendiği İtalya’nın küçük liman kenti Termoli’ye uzanan farklı ölçeklerdeki işlerini konuştuk; mimarlık ile iletişim tasarımı arasında kurduğu bağ ve mesleğin geleceğine dair bir sohbet gerçekleştirdik.*

Grafik tasarımcı olmaya nasıl karar verdiniz? Bize serüveninizden bahseder misiniz?
Aslında grafik tasarımcı olmaya karar vermedim. Daha doğru bir ifadeyle, grafik tasarımla olan profesyonel ilişkim “grafik tasarımcı olmaya karar vererek” değil, mimarlık yaparken rotayı farklı alanlara kırmamla başladı. Bu soruya belki de mimar olmaya nasıl karar verdiğimi ve sonra neden rotamı değiştirdiğimi anlatarak cevap verebilirim.
Çocukluğumdan itibaren kurgu dünyalara ve filmlerde gördüğüm gerçeküstü mekânlara karşı bir merakım vardı. Bu sebeple ilk etkilendiğim ressamların sürrealistler olması da tesadüf değil. Salvador Dalí, Giorgio de Chirico, René Magritte’in mekân ve perspektif algısını bozduğu sahneler; Jacek Yerka’nın mimariyi canlı bir organizma gibi ele aldığı resimler; Escher’in çoklu perspektife sahip yerçekimsiz mekânları beni büyülüyordu. O yaşta neden etkilendiğimi tarif edemiyordum, ama o resimlere bakmak beni heyecanlandırıyor ve hayal kurmaya itiyordu. Ressam olmayı da istemiştim bir süre. Ancak çok geçmeden “gerçek” bir meslek sahibi olmam gerektiğine ikna edilmiş olmalıyım ki bu dönemi çok net hatırlamıyorum. Buna karşılık ilkokul yıllarından itibaren mimar olmak istediğimi hatırlıyorum.
Ankara’daki lise yıllarımda Zafer Çarşısı ve Olgunlar’daki sahafları epey ziyaret ederdim. Üst üste yığılmış yüzlerce ikinci el dergi olurdu buralarda. Mimarlık ve tasarım dergileriyle ilk burada karşılaştım. Bu dergilerin kapaklarındaki yapılar, Frank Gehry’nin Guggenheim Müzesi ya da Jørn Utzon’un Sydney Opera House’u, benim günlük hayatımda gördüğüm, bildiğim dünyaya ait değildi, dolayısıyla bana çok sürreal gelmişti. Ama aynı zamanda canlı kanlı inşa edilmiş, gerçek işlevleri olan yapılardı. Sanırım beni en çok etkileyen şey buydu: hayal ürünü gibi görünen bir şeyin gerçek dünyada yapılabilmiş olması. Sadece izlenen bir imge değil; içine girilen, deneyimlenen bir mekân olması. Hayal ile gerçeklik arasındaki bu gerilim beni cezbetti. Ailemde ya da yakın çevremde mimar yoktu; dolayısıyla mesleğin gerçek pratiğine dair net bir fikrim de yoktu. Ama zihnimdeki mimarlık, hayalî olanı somutlaştıran bir alandı.




Archimonsters / Özel Proje, illüstrasyon, 2020
2011 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Mimarlık Bölümü’ne başladım. Burada en çok keyif aldığım dersler proje derslerinin yanı sıra temsile yönelik olanlardı. Zorlayıcı olsa da birinci sınıftaki temel tasarım dersini severek takip ettim. Grafik iletişim ve mimari iletişim teknikleri gibi seçmeli derslerin tamamını aldım. O dönemde bu dersler birçok mimarlık öğrencisi tarafından gereksiz ve zorlayıcı görülüyordu; hatta birkaç yıl sonra bazıları yeterli talep olmadığı için açılmadı. Benim içinse en heyecan verici kısımlar tam da bunlardı. Üniversite yıllarında eskiz yapmak, proje derslerinde tasarladığımız binalar için afişler hazırlamak, çalışmayı logbook (proje günlüğü) ya da blog formatında belgelemek ve tematik içerikler üretmek beni teknik detaylardan çok daha fazla motive ediyordu. Mezun olduktan sonra doğal olarak bir mimarlık ofisinde çalışmaya başladım. Mimarlığın uygulamadaki üretim biçiminin ve çalışma koşullarının zihnimdeki tasarım pratiğiyle örtüşmediğini hissediyordum. Mimarlığı severek okumuştum; fakat mesleki pratikte harcanan enerji, bu enerjinin karşılığının alınamaması ve yaratıcı alanın daralması benim beklentilerimin uzağındaydı. Bu arada bir yandan eşe dosta logo, kartvizit tasarlıyor, çeşitli grafik tasarım ve illüstrasyon yarışmalarına katılıyordum. Bu yarışmalardan birkaç derece de elde ettim. Bir yandan da işyerinde tanıştığım, sonradan birlikte Manuma Studio’yu kuracağımız Erbil Algan ile tematik projeler üretiyorduk, bu dönemin çıktılarını daha sonra edcraftstudio ismi altında toplamıştık. Hakikaten o dönemki işler daha “craft” işlerdi. Bir süre sonra, ne yapacağımı çok da bilmeden işten ayrıldım. Bir istifa partisi düzenlemiş, bütün arkadaşlarımı davet etmiştim. Heyecanlıydım.

İstifa Partisi / Özel Proje, davetiye tasarımı, 2019
Yaklaşık bir yıl süren bir geçiş ve arayış dönemim oldu. O sırada işlerinden ayrılan iki mimar arkadaşım Erbil Algan ve Hasan Cem Safa Ece ile bir yer kiraladık. Amacımız hemen şirket kurmak, iş almak değildi; zaten işin nasıl alınacağını da bilmiyorduk. Sadece ilgi duyduğumuz alanlarda üretim yapabileceğimiz, kendimize ait bir mekân istedik. Tam da pandemiye denk gelen bu dönemde mimari ve tasarım yarışmalarına katıldık. İllüstrasyondan animasyona, bilgisayar oyunundan iç mekân tasarımına, mobilya tasarımından mimari uygulamaya farklı alanlarda üretimler yaptık, kişisel projeler geliştirdik. Bir ismimiz yoktu, Yalım Sokak 2 numarada olduğumuz için bu dönemi “Yalım İki” olarak anıyoruz.Zamanla paylaşımlarımızla bu üretimler mimarlık çevremiz tarafından görünür olmaya ve çeşitli mimari projelerin grafik ihtiyaçlarıyla ilgili talepler gelmeye başladı. Bu süreç, Erbil Algan ile Manuma Studio’yu kurmamıza evrildi. Hasan’ı oyun sektörüne kaptırdık. İlk başlarda mimarlığı bırakmış olmanın verdiği bir burukluk vardı. Ancak bugün görüyorum ki bu karar mimarlıktan vazgeçmek değil, onun temsil, anlatı ve iletişim kurma tarafına daha çok yaklaşma isteğiydi. Grafik tasarım, benim için başka bir ölçek, ama aynı tasarım düşüncesini sürdürebileceğim bir alan hâline geldi.
İletişim tasarımında ilgi duyduğunuz / çalıştığınız spesifik bir alan var mı?
İlk soruda da bahsettiğim gibi, mekânsal grafik tasarım hem aldığım mimarlık eğitiminin doğal bir uzantısı hem de ilgi duyduğum alanların kesişim noktası hâline geldi. Zaman içinde kurumsal kimlik, editoryal tasarım, dergi ve kitap tasarımları gibi farklı ölçeklerde işler ürettik ve üretmeye devam ediyoruz. Ancak bugün Manuma Studio’da ağırlıklı olarak grafik tasarımı mekân ölçeğinde ele aldığımız projeler üzerinde yoğunlaşıyoruz. Bunlar bazen kısa süreli sergiler, bazen de bir müzenin kimlik ve sergi projeleri gibi yıllarca kalacak tasarımlar olabiliyor. Mekânla temas eden grafik üretim, iki disiplini birleştirdiğim bir alan. Grafik tasarımın anlatı kurma, sistem oluşturma ve görsel dil üretme tarafıyla; mimarlığın ölçek, mekânsallık ve deneyim kurma tarafı burada iç içe geçiyor. Bu kesişim hem üretim motivasyonumuzu besliyor hem de yaptığımız işlerden tatmin olmamızı sağlıyor.
Bunun yanında illüstrasyon da pratiğimde özel bir yere sahip. Özellikle bir derginin ya da kitabın mizanpajını yaparken içeriklere eşlik eden illüstrasyonlar üretmek, kapak görselini tasarlamaksa ayrı bir heyecan alanı. İllüstrasyonu mümkün olduğunca projelerin içine dahil etmeyi seviyorum.

İstanbul’un Kuzeyi, İPA İstanbul Dergisi için illüstrasyon, 2021

Marmara Denizi, MBB Kent Dergisi için illüstrasyon, 2025


ODTÜ Kartpostalları, illüstrasyon, 2019
Sizce bir tasarımcının tasarım anlayışı ile müşterinin beklentileri veya kararları arasında nasıl bir denge olmalı?
Bir tasarımcının tasarım anlayışı yıllar içinde oturur, ama müşteri her projede değişir. Dolayısıyla sabit olan tasarımcıdır, değişken olan ise beklentiler, algılar ve karar mekanizmalarıdır. Bu nedenle o dengeyi kurma sorumluluğu büyük ölçüde tasarımcıya düşüyor. Müşteriler, tasarım diline, sürece ve olasılıklara dair her zaman aynı seviyede bilgi sahibi olmayabilir. Özellikle mekânsal grafik tasarım, Türkiye’de görece yeni bir alan. Çoğu zaman müşteri ne istediğini tam olarak tarif edemeyebilir; hatta böyle bir ihtiyacı olduğunu bile yeni fark ediyor olabilir. Bu noktada tasarımcının rolü yalnızca “isteneni yapmak” değil, doğru soruları sorarak ihtiyacı birlikte tarif etmektir. Bu yüzden ilk tanışma ve brif aşaması çok kritik. Karşı tarafı gerçekten dinlemek, projeyi kendi bağlamı içinde analiz etmek ve hangi ölçekte, nasıl bir hizmet sunabileceğimizi açık bir şekilde anlatmak gerekiyor. Çoğu zaman biz projeye bakarak potansiyeli tarif ediyoruz ve müşterinin beklentisi de bu çerçevede şekilleniyor.
Ben tasarım anlayışı ile müşteri beklentisi arasındaki dengeyi bir çatışma alanı olarak görmüyorum. Daha çok, iletişim ve yönlendirme süreci olarak görüyorum. Sağlıklı bir diyalog kurulduğunda tasarımcının yaklaşımı ile müşterinin hedefi ortak bir zeminde buluşabiliyor. Buluşmadığı durumlar da oluyor elbette; ama o zemini kurmaya çalışmanın tasarım pratiğinin belirleyici bir parçası olduğunu düşünüyorum.
Bugüne dek yaptığınız işler arasında sizin için en önemli olanlar hangileri?
“Önemli” olma hâli tek bir ölçüye bağlı değil. Bazen ilk olması nedeniyle, bazen sınırlarımı zorladığı için, bazen de yeni bir alan açtığı için bazı projeler öne çıkıyor. Bu açıdan bakınca çoğu projemiz farklı bir bağlamda önemli diyebilirim. Şu an portfolyomda çok fazla öne çıkmasalar da Yalım İki ve edcraftstudio dönemlerindeki üretimlerimiz benim için çok değerli.






Mimarlığa Merhaba, kurumsal kimlik tasarımı, 2021
Mimarlık birinci sınıf öğrencilerine yönelik bir program olan Mimarlığa Merhaba projesi, yaptığım ilk kapsamlı kurumsal kimlik çalışmasıydı. Bu projede illüstrasyonu etkin bir şekilde kullanmıştım. Hem ilk olması hem de illüstrasyonla kurduğum ilişki açısından özel bir yerde duruyor.
Konya’da eski bir TEKEL deposunun dönüştürülmesiyle yeniden işlevlendirilen kültür sanat mekânı Depo No. 4 projesi ise kapsamı açısından önemli bir eşik oldu. Kurumsal kimlikten işaret ve yönlendirme tasarımına; binanın dönüşüm sürecini anlatan küçük bir serginin hem küratoryal içerik üretimine hem de sergi üniteleri ve grafiklerinin tasarımına kadar uzanan katmanlı bir süreçti. Proje, bina açıldıktan sonra gelen taleple birlikte web sitesi ve sosyal medya tasarımlarına kadar genişledi. Böylece sadece mekân ölçeğinde değil, dijital mecralarda da tutarlı bir dil kurma imkânı bulduk. Depo No. 4 hem disiplinlerarası üretim pratiğimizi geliştirdi hem de GMK’dan ödül aldığımız ilk proje olması nedeniyle bizim için ayrı bir anlam taşıyor.,








Depo No. 4, kurumsal kimlik, yönlendirme ve sergi tasarımı, 2023 (Erbil Algan ile)
Yine Konya’daki Velespit Müzesi için gerçekleştirdiğimiz kurumsal kimlik, sergileme ve yönlendirme tasarımları da çok değerli. Bu projede sergileme ünitelerinin çeşitliliği işi farklı bir noktaya taşıdı. İş yalnızca mekânsal grafik tasarım olmaktan çıktı; üç boyutlu mekanizmalar, kinetik heykeller ve etkileşimli oyunlar tasarladığımız daha deneysel bir üretim sürecine dönüştü. Bu da bizim için önemli bir gelişim alanı oldu.
Cumhuriyet’in 100. yılı için tasarladığımız beş ciltlik Cumhuriyet’in 100 Yıllık Serüveninde Yerel Yönetimler ve Şehircilik kitabı ise hem benim hem de Manuma Studio için ayrı bir dönüm noktasıydı. Uzun soluklu ve yoğun bir editoryal tasarım süreciydi. Bu çalışma GMK’dan kitap tasarımı dalında başarı ödülü aldı ve ölçek ile içerik yoğunluğu açısından bizi ciddi anlamda geliştirdi.










Velespit Müzesi, kurumsal kimlik, yönlendirme ve sergi tasarımı, 2025 (Erbil Algan ile)
Son olarak Manisa Kurtuluş Müzesi’ni söyleyebilirim. Müzenin mimarisi tek başına oldukça güçlü; bu yıl binlerce proje arasından ArchDaily “Building of the Year” ödüllerinde kültürel kategoride beş finalistten biri seçildi. Bu projenin kimlik, sergileme ve yönlendirme tasarımlarını yapmış olmak da bizim için ayrıca önemli. Aslında bu projelerin ortak noktası şu: Her biri ya yeni bir şey denediğimiz ya daha önce girmediğimiz bir alana adım attığımız ya da sınırlarımızı biraz daha genişlettiğimiz işler oldu. Bu yüzden “en önemli” olan projeler genellikle bizi dönüştüren projeler diyebilirim.





Cumhuriyet’in 100. Yıllık Serüveninde Yerel Yönetimler ve Şehircilik, kitap tasarımı, 2023 (Erbil Algan ile)
Bugüne dek sizi en fazla etkileyen tasarım hangisi ve neden?
“En”li sorulara cevap vermek benim için her zaman zor olmuştur. En sevdiğim renk bile dönem dönem değişirken, tek bir tasarımı seçmek daha da zor geliyor. Grafik tasarımda beni etkileyen şey çoğu zaman final üründen çok, arkasındaki yaklaşım oluyor. Bir fikri ne kadar net taşıdığı, kendi içinde ne kadar tutarlı bir sistem kurduğu ve bağlamıyla ne kadar ilişki kurduğu daha belirleyici. Bunun yanında, okul yıllarımda modern mimarlık tarihi derslerinde gördüğüm yapılardan çok etkilendiğimi söyleyebilirim. Carlo Scarpa’nın malzemeyle ve detayla kurduğu ilişki de her zaman dikkatimi çekmiştir.








Manisa Kurtuluş Müzesi, kurumsal kimlik, yönlendirme ve sergi tasarımı, 2025 (Erbil Algan ile)
Yaşadığınız şehrin tasarımlarınızı etkilediğini düşünüyor musunuz?
Şehrin doğrudan etkilediğini söyleyemem, ama ülkenin, içinde yaşadığınız toplumun etkilediğini düşünüyorum. Türkiye’de tasarım yaparken, özellikle de kamuya mal olacak projelerde bağlamı göz ardı etmek mümkün değil. Müşterinin karar alma biçimi, risk algısı, kamusal alana yaklaşımı ya da temsil meselesine bakışı süreci etkileyebiliyor.

KENT Dergisi, kapak illüstrasyonları, 2025-2026
Bugüne dek işlerinizde telif sorunlarıyla karşılaştınız mı? Tasarım alanında dikkatinizi çeken ya da öncelikli gördüğünüz benzeri sorunlar nelerdir?
Telif sorunuyla bir kez karşılaştım. Çoğunlukla projeye özel tasarımlar ürettiğimiz için işlerimizin alınıp başka bir yerde doğrudan kullanılabilmesi pek mümkün olmuyor. Bu nedenle mekânsal grafik projelerinde telif ihlali riski görece daha düşük diyebilirim. Ancak daha önce bir kurum için seri olarak ürettiğim illüstrasyon çalışmalarıyla ilgili bir sorun yaşadım. Tasarımlar belirli sayıda ürün üzerinde kullanılmak üzere hazırlanmış ve sözleşmede telif haklarının devredilmediği açıkça belirtilmişti. Buna rağmen tasarımların bilgim dışında taranarak çoğaltıldığını ve yeniden basılarak satışa sunulduğunu tesadüfen öğrendim. Üstelik ürünlerin üzerindeki ismim kaldırılmış ve yerine başka bir isim yazılmıştı. Bu durum üzerine hukuki yola başvurduk ve süreç devam ediyor.
Bu süreçte gözlemlediğim kadarıyla fikrî ve sınai haklar konusu Türkiye’de yeterince bilinmiyor. Sözleşmede açık ve net ifadeler yer almasına rağmen ihlalin gerçekleşmiş olması ve dava sürecinde konunun teknik boyutunun bilirkişiler tarafından tam olarak anlaşılamadığını görmek, bu alandaki uzmanlık ve uygulama kapasitesinin geliştirilmesi gerektiğini düşündürdü. Karar verici mekanizmaların bu konuda daha donanımlı olması gerektiğine inanıyorum. İlerleyen dönemlerde bilirkişilik eğitimi alarak bu alana katkı sunma fikri aklımdan geçiyor. Zaman gösterecek, ama telif bilincinin artmasını sektör için çok önemli buluyorum.



Magnum İstanbul’da, sergi ve sergi kimliği tasarımı, 2024 (Erbil Algan ile)
İletişim tasarımı alanındaki güncel işleri takip ediyor musunuz? İlgiyle takip ettiğiniz tasarımcılar/projeler var mı?
Güncel işleri takip etmeye çalışıyorum. Türkiye’den de çok sayıda ajans ve tasarımcıyı izliyorum. Bunların bir kısmını GMK üzerinden keşfettiğimi söyleyebilirim. Türkiye’de oldukça nitelikli ve güçlü işler üreten tasarımcılar var.
Uluslararası ölçekte yapılan işleri görmek için Dieline, World Brand Design Society ve SEGD gibi platformları takip ediyorum. Son dönemde Atelier Brückner, Studio Ossidiana ve Blank Studio’nun çalışmalarını epey inceleme fırsatım oldu, ancak bu ilgi dönem dönem değişiyor.
Genel olarak belirli isimlerden çok, güncel üretim biçimlerini ve tasarım yaklaşımlarını izlemeye çalışıyorum. Farklı coğrafyalarda hangi konuların öne çıktığını ve tasarımın hangi yönlere evrildiğini görmek daha besleyici oluyor.





İBB Turhan Selçuk Kültür Evi, sergi ve sergi kimliği tasarımı, 2025 (Erbil Algan ile)
Size göre iyi tasarım nedir?
Benim için tasarımın “iyiliği” büyük ölçüde bağlamla kurduğu ilişkiden geliyor. Nerede, kimin için, hangi ihtiyaçla üretildi sorularına yanıt verebiliyorsa büyük ölçüde iyi tasarım oluyor. Tabii ki estetik kaygı önemli; ama estetik, bağlamdan kopuk bir gösteri alanı değil. Bağlama duyarlı, işlevini yerine getiren ve kendi içinde tutarlı bir dil kurabilen projeleri iyi tasarım olarak görüyorum.
Son dönemde üzerinde çalıştığınız yeni projeleriniz var mı?
Manuma Studio’da projelerimiz genellikle uzun soluklu oluyor, bazıları bir yılı aşabiliyor. Şu anda da ortağım Erbil Algan ile birkaç kapsamlı proje üzerinde çalışıyoruz. Topkapı Sarayı’nda, Darphane bölgesinde yürütülen restorasyon kapsamında hayata geçirilen iki projenin grafik tasarım çalışmalarını sürdürüyoruz. Bunun dışında Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu’nun Ankara’daki ofis yapısına yönelik mekânsal grafik tasarım projemiz devam ediyor. Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Türkiye genelinde etki yaratmayı hedefleyen kapsamlı bir çalışmamız var. Ayrıca tamamlamaya yakın olduğumuz bir müze kimliği ve mekânsal grafik tasarımı projesi üzerinde çalışıyoruz. Marmara Belediyeler Birliği’nin 50 yıllık tarihi için tasarladığımız ve yakında basılacak bir kitap projemiz de bulunuyor.




Termoli, şehir kimliği tasarımı, 2025 (Erbil Algan ile)
Tasarım dışında uğraştığınız alan(lar) var mı?
Çok sık olmasa da ara sıra resim yapıyorum. Son iki senedir de seramikle ilgileniyorum. DIY (Kendin Yap) projeleri yapmaya bayılırım. Zaman içinde matkap, elektrikli testere, zımpara makinesi, boya tabancası gibi pek çok alet edevat edindim. Eşya dönüştürme gibi işleri severim. Yemek yapmayı da seviyorum.
Ne zamandır GMK üyesisiniz? GMK’nın çalışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Sanırım yaklaşık beş yıldır GMK üyesiyim. GMK’nın her yıl düzenlediği sergiyle grafik tasarım alanındaki üretimleri kayıt altına almasını, bir arşiv ve hafıza oluşturmasını çok anlamlı buluyorum. Ankara’da yaşayan bir tasarımcı olarak da özellikle son dönemde İstanbul dışındaki faaliyetlerin artmasını olumlu buluyorum.





Kemer Mimarlık, kurumsal kimlik tasarımı, 2024
Mesleğinizin geleceği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Gelecekte bazı üretim süreçlerinin otomatikleşeceğini ve belirli işlerin önemini kaybedeceğini ama tasarımcı bakış açısına ihtiyaç duyulan farklı alanların ortaya çıkabileceğini düşünüyorum. Çünkü işin özünde problem çözme ve bağlam kurma becerisi var. Araçlar değişse de bu temel yaklaşımın varlığını sürdüreceğine inanıyorum.
Günümüzde teknolojinin grafik tasarıma etkileri üzerine ne düşünüyorsunuz?
Teknolojik gelişmelerin hızlandığı bir dönemdeyiz. Elbette estetik dil ve üretim biçimleri de dönüşüyor. Üretim kapasitesi ve hız ciddi şekilde arttı. Eskiden dört-beş kişilik bir ofisin yapabileceği bir işi, bugün yapay zekâ araçlarını etkin kullanan bir-iki kişilik ekip gerçekleştirebiliyor. Bu durum süreçleri hızlandırıyor ama aynı zamanda bütçe ve zaman beklentilerini de yeniden tanımlıyor. Gelecekte, üretimini, kullandığı programların ya da araçların teknik becerisi üzerine kurmuş olanlar bu dönüşümden daha fazla etkilenebilir. Ancak tasarım pratiğini problem çözme, sistem kurma ve bağlam oluşturma üzerine inşa edenlerin, zaman ve bütçe baskısı artsa bile varlığını sürdürebileceğini düşünüyorum.




Marmara Urban Forum, faaliyet raporu tasarımı, 2022 (Erbil Algan ile)
Grafik tasarımın toplum üzerindeki etkisi ve tasarımcının sorumlulukları hakkında ne düşünüyorsunuz?
Grafik tasarımın tek başına büyük ölçekli bir toplumsal etki gücü olduğunu düşünmüyorum. Elbette bir etkisi vardır, ancak bu etki çoğu zaman başka dinamiklerle birleştiğinde ortaya çıkar. Tasarım çoğu zaman gündelik hayatın içinde var, ama görünmez bir katman gibi çalışıyor. Bu nedenle doğrudan ve büyük ölçekli bir toplumsal etki yarattığını söylemek bana biraz iddialı geliyor. Eğer geniş çaplı reklam kampanyaları, kamu kampanyaları ya da stratejik iletişim projelerinden bahsediyorsak, burada da tasarımcının tek başına belirleyici bir aktör olduğunu düşünmüyorum. Bu tür projeler çok katmanlı yapılar içinde, medya, siyaset, kurum stratejileri ve ekonomik güç ilişkileri tarafından yönlendiriliyor. Tasarım bu yapının bir parçası ama tamamı değil.
Türkiye’de bir göç kriziyle karşı karşıya kaldığımız 2010’lu yıllarda, neredeyse tüm mimarlık fakültelerinde göçmenler için barınma mekânları proje konusu olarak veriliyordu öğrencilere. Bu konuda çok fazla tasarım yarışması açılmıştı. Göçmenler için nasıl mekânlar tasarlayabiliriz diye ağırlıklı olarak konteyner projelerinin olduğu üretimler yapılıyordu. Ancak meselenin kendisi bir mimarlık sorunu değildi ve daha iyi bir konteyner tasarlayarak meseleyi çözemiyorduk. Benzer şekilde grafik tasarımın da tek başına toplumu dönüştürücü bir gücü olduğunu düşünmüyorum, ama elbette iyi tasarımlar üretmeli ve nitelikten taviz vermemeliyiz. Bizim sorumluluğumuz, yaptığımız işi hakkıyla, özenerek yapmak diye düşünüyorum.
Bugünkü siz, mesleğinin henüz başındaki size ne söyler?
Sakin ol ve sürece güven.
*Röportaj: Aycan Erarslan (GMK Üyesi)